“Sorunum Yeterince Büyük mü?” Diye Düşünenler İçin
- Rıza Ünsal
- 15 Ara 2025
- 3 dakikada okunur
Terapiye başlamayı düşünen birçok kişinin aklından aynı soru geçer: “Benim derdim terapiye gitmeyi hak edecek kadar ciddi mi?” Bu sorunun içinde çoğu zaman iki şey vardır: Bir yandan gerçekten zorlanmak, öte yandan zorlanmayı küçümsemeye alışmış olmak. Bazıları “Daha kötüsü var” diye kendini susturur. Bazıları “Ben hallederim” diyerek yıllardır aynı döngüyü taşır. Bazıları ise “Ya anlatırsam, küçük görünürsem?” kaygısıyla kapının eşiğinde kalır. Terapiye başlamak için hayatın tamamen dağılması gerekmez. Bazen tam tersidir: Dağılmamak için her gün daha fazla enerji harcadığınız, içten içe yorulduğunuz bir dönemde terapi en doğru yer olur. Çünkü mesele çoğu zaman “ne yaşadığınız” kadar, “yaşadığınız şeyi nasıl taşıdığınız” ve “neden aynı yerlerde takılı kaldığınız” ile ilgilidir.
“Sorunum küçük” dediğimiz yer neresi?
“Terapiye gitmeye değer mi?” diye soran kişi genellikle şunları da yaşıyordur:
Aynı tartışmaların aynı yerden başlaması ve aynı yerde bitmesi, Karar verememe, erteleme, son anda bozma ya da birdenbire kesip atma, İçten içe gerginlik, tahammülsüzlük, kontrol ihtiyacı, Uyku düzensizliği, mide sıkışması, göğüs daralması, baş ağrısı gibi bedensel işaretler, “İyiyim” demeyi sürdürürken içten içe tükenme, Bir şeyleri anlatmak isteyip, anlatınca da pişman olma, Yakınlık kurunca daralma, uzak kalınca boşluk hissetme, Aynı kişilere, aynı senaryolara, aynı “kalp kırığına” dönüp durma.
Bunların hiçbiri “küçük” değildir. Sadece bazı semptomlar bağırır, bazıları fısıldar. Fısıltı uzun süre duyulmayınca, bir gün bağırmaya başlar.
Semptom “arıza” değil, bir mesajdır
Gündelik dilde semptomu bir bozukluk gibi ele alırız: “Kaygım bozuk, onu düzeltmeliyim.” Oysa klinik bakış, özellikle Lacancı perspektif, semptomu yalnızca ortadan kaldırılacak bir hata gibi görmez. Semptom; kişinin hayatında, ilişkilerinde ve arzusunda bir şeylerin “bir türlü yerini bulamadığı” noktada ortaya çıkan, çok kişisel bir çözümdür. Bu nedenle terapi “seni düzeltmek” için değil; senin zaten kurduğun çözümün mantığını anlamak, bedelini görmek ve daha yaşanabilir bir yol açmak için çalışır. Kimi zaman kaygı, kişinin bir şeye fazla yaklaştığını haber verir. Kimi zaman ilişki döngüsü, aynı hikâyeyi farklı yüzlerle yeniden sahneye koyar. Kimi zaman bedensel belirti, dile gelmeyenin bedende konuşmasıdır.
Terapi, bu konuşmayı ciddiye alır. “Neden böyleyim?” sorusunu “Bunu nerede, nasıl kurdum ve neyi koruyor?” sorusuna çevirir. Orada değişim başlar.
En yaygın yanlış çözümler: Neden işe yaramıyor?
Terapiye başlamadan önce insanlar çoğunlukla şu yolları dener:
Kendini zorlamak: “Düşünme, yap gitsin.”
Motivasyon aramak: “Bir videoyla toparlanırım.”
Sürekli analiz yapmak ama aynı yerde kalmak
Yakınlarıyla tekrar tekrar konuşmak (rahatlatır ama döngüyü kırmaz)
Tamamen kaçmak: iş, sosyal medya, ilişki, alkol, sigara, oyun, “meşguliyet”
Bu yöntemlerin çoğu kısa süreli rahatlatır. Ama döngüyü kırmadığı için semptom başka bir yerden geri döner. Çünkü semptomun “nedenini” değil, yalnızca “sesini” kısmaya çalışırız. Terapi, sesi kısmaktan önce, sesi çıkaran düzeni anlar.
Terapi nasıl ilerler? “Konuşmak” ne demek?
Terapiyi yalnızca “dert anlatmak” gibi düşünen kişi, “Ben zaten anlatıyorum, arkadaşım var” diyebilir. Fark şuradadır: Terapi, anlatının içinde tekrar eden düğümleri, kaçınmaları, sürçmeleri, “tam orada susma” anlarını işaret ederek çalışır. Yani yalnızca içerik değil, anlatma biçimi de önemlidir.
İlk görüşmelerde genellikle şu başlıklara bakarız:
Şikâyet nasıl başladı, hangi dönemlerde artıyor?
Hayatınızda tekrar eden motifler neler?
İlişkilerde aynı rolü mü üstleniyorsunuz?
Kendinize konuşma biçiminiz nasıl?
“Bunu istemiyorum” dediğiniz yerde aslında neyi koruyorsunuz?
Sizi en çok zorlayan duygu hangisi: kaygı, utanç, öfke, boşluk?
Terapi, “hızlı tavsiye” vermek yerine, kişinin kendi sözünü duymasını sağlar. Bu bazen şaşırtıcıdır: İnsan, kendi cümlesini ilk kez gerçekten duyduğunda, aynı hayatı sürdürmek zorlaşır. Çünkü bir şey görünür olmuştur.
Ne zaman destek almak gerekir?
Aşağıdaki işaretler sizde varsa, “beklemek” yerine görüşme planlamak daha iyi olabilir:
Semptomlar 2–3 haftadan uzun süredir sürüyor ve işlevselliği etkiliyorsa
İlişkilerinizin çoğu benzer biçimde tıkanıyorsa
Uyku, iştah, enerji düzeniniz belirgin şekilde bozulduysa
Sürekli “kendimi tutuyorum” hissi varsa (öfke, ağlama, panik)
Yalnız kalınca dayanılmaz bir boşluk ya da yoğun düşünce akışı oluyorsa
Kendinize zarar verme düşünceleri ortaya çıkıyorsa (bu durumda gecikmeden profesyonel destek gerekir)
Terapi, “son çare” değil; bir kişinin kendi hayatını daha az bedelle taşıyabilmesi için bir çalışma alanıdır.
aRju Psikoloji’de yaklaşım: Ne yapıyoruz?
aRju Psikoloji’de bireysel çalışmalarda temel hedef; semptomu “susturmak” değil, semptomun kurduğu dili anlamak ve kişinin kendi arzusu ile daha tutarlı bir yaşam hattı kurmasına eşlik etmektir. Bu, herkese aynı teknikleri uygulamak değildir. Her kişinin tekrar eden düğümü farklıdır; dolayısıyla yol da kişiseldir.
Süreçte:
Yaşantınızı bir “hikâye” olarak değil, bir “düzen” olarak ele alırız
Tekrar eden ilişki döngülerini görünür kılar, rolünüzü netleştiririz
Kaygı/utanç/öfke gibi duyguların işlevini çözeriz
Sözün kurulamadığı yerde bedene, davranışa ve sessizliğe de bakarız
Değişimi “irade”ye yüklemeden, yapısal olarak mümkün kılacak adımları planlarız
Son bir ölçüt: Terapiye başlamak için en iyi sebep
Terapiye başlamak için en iyi sebep şudur: “Ben böyle yaşamak zorunda değilim.” Çok dramatik bir cümle gibi görünür ama çoğu insanın hayatında dönüm noktası tam da bu fark edişle gelir. Çünkü semptom, bazen bize şunu söyler: “Buraya kadar geldin; şimdi başka türlü bir yol mümkün.”
Eğer siz de bir süredir aynı yerde dönüp durduğunuzu hissediyorsanız; “bir şey var ama adı yok” diyorsanız; ya da “benim derdim küçük” diyerek kendinizi ertelediyseniz, ilk görüşme bu belirsizliği netleştirmek için iyi bir başlangıç olabilir.
İlk adım için: arjupsikoloji.com üzerinden görüşme talebi bırakabilir veya iletişim kanallarından bize ulaşabilirsiniz.





Yorumlar