Bağımlılık: Arzu–Talep–İstek Üçgeninde Bir Döngü
- Rıza Ünsal
- 6 Oca
- 4 dakikada okunur
Bağımlılık çoğu zaman “irade sorunu” diye küçültülür ya da “haz peşinde koşmak” diye basitleştirilir. Oysa bağımlılık, özellikle psikanalitik bakışta, yalnızca bir davranış fazlalığı değil; öznenin eksikle (yoklukla) kurduğu ilişki üzerinden okunan bir düzenektir. Bu düzenek, gündelik dilde en iyi üç kelimenin arasındaki gerilimle görünür olur: istek, talep ve arzu. Aynı şeyi söylüyor gibi dursalar da aynı şey değildirler; bağımlılığın bir “döngü” hâline gelmesinde bu ayrımlar belirleyicidir. Bağımlılığı, “ne kadar içti / ne kadar oynadı / ne kadar baktı” gibi miktar üzerinden değil; hangi söz yerinden çıktığında ve hangi boşluk “nesne” ile kapatılmaya çalışıldığında büyüdüğünü anlamak açısından ele almak gerekiyor.
İstek genellikle bilinç düzeyinde kurulmuş, hedefi belli bir yönelimdir: “Bir sigara istiyorum”, “Bir el daha oynamak istiyorum”, “Telefonu kontrol etmek istiyorum.” İstek, çoğu zaman nesneye dönüktür ve dili görece basittir. İnsan isteğini gerekçelendirebilir: “Rahatlıyorum”, “Kafam dağılıyor”, “Hak ettim.”
Talep, yalnızca nesne istemek değildir; Öteki’ne yönelen bir çağrıdır. Çocuk için talep, ihtiyaçla başlar (yemek, uyku, yakınlık) ama hızla şuna bağlanır: “Beni gör”, “Beni tut”, “Beni onayla.” Yetişkinlikte talep daha örtükleşir; bazen “mesaj at”, “ilgilen”, “anla”, “bırakma” gibi biçimler alır. Talep, nesneden fazla şunu taşır: sevgi talebi ve tanınma talebi.
Arzu ise istek gibi belirgin değildir; talep gibi doğrudan da değildir. Arzu, Lacan’da, talebin içinden sızan ama talep tarafından tüketilemeyen bir fazlalıktır. Arzu nesnesi tam olarak “o şey” değildir; daha çok “o şeyin temsil ettiği yer”dir. Bu yüzden arzu doyurulamaz; doyduğu anda başka bir biçime bürünür. Arzu, eksikle çalışır. İnsanı canlı tutan, ileri taşıyan da budur; ancak aynı zamanda kişiyi tekrar tekrar aynı sahneye çağırabilir. Bağımlılık tam bu üçgenin geriliminde büyür: istek bir nesneye yapışır, talep Öteki’nde karşılık arar, arzu ise temsil edilemeyen bir boşluğu “kısa yoldan” kapatmaya çalışır.
Bağımlılıkta nesne (madde, kumar, ekran, pornografi, alışveriş, çalışma, ilişki) bir noktadan sonra şu işlevi görür: Duygulanımı düzenlemek. Yani sadece keyif almak değil; kaygıyı susturmak, boşluğu örtmek, öfkeyi bastırmak, utancı uyuşturmak, yalnızlığı kesmek… Burada kritik bir kayma olur: Nesne artık “zevk aldığım bir şey” olmaktan çıkar, beni ayakta tutan bir dayanak gibi görünmeye başlar. Bu kayma gerçekleştiğinde istek güçlenir, çünkü nesneye yüklenen anlam artar. Kişi şunu demeye başlar (bazen sözle, bazen bedeniyle): “Onsuz yapamam.”
Bu cümle yalnızca bağımlılığın şiddetini anlatmaz; aynı zamanda arzu–talep–istek üçgenindeki düğümü de işaret eder: Nesneye yapışan istek, aslında Öteki’ne yönelen bir talebin ve daha derindeki arzunun yükünü taşımaya başlamıştır.
Bağımlılıkta talep çoğu zaman doğrudan söylenmez. İnsan “yardım et” demek yerine içer, oynar, kaybolur, gizler, geri gelir, söz verir, tekrar eder. Bu tekrarın içinde çoğu kez bir talep dolaşır: “Beni fark et”, “Beni bırakma”, “Beni taşı”, “Beni yargılama”, “Beni kontrol et.” (Evet; bazen kontrol edilmek de bir talep biçimidir). Özellikle ilişkisel bağlamda bağımlılık, bir tür “dolaylı konuşma” gibi çalışabilir: Kişi sözle kuramadığı talebi, davranışla sahneye koyar. Nesne burada yalnızca haz aracı değil; ilişkiyi düzenleyen bir mesaj hâline gelir. Bu yüzden “bırak” buyruğu çoğu zaman yetersiz kalır. Çünkü nesne yalnızca alınan bir şey değil, talebin taşıyıcısıdır. Nesneyi çekip aldığınızda talep ortada kalır: çıplak, ham ve bazen dayanılmaz.
Arzu düzeyinde bağımlılık, “eksik” ile ilişki kurmanın kısa devresidir. Lacan’ın meşhur “objet a” (arzu nesnesi) fikri burada önem kazanır: Arzu nesnesi tam olarak sahip olunacak bir şey değildir; daha çok özneyi hareket ettiren, yaklaştıkça yer değiştiren bir odaktır. Bağımlılık nesnesi ise bu hareketi dondurmaya çalışır: “Aramak” yerine “almak”; “soru” yerine “çözüm”; “beklemek” yerine “hemen.” Bu yüzden bağımlılıkta zaman daralır. Gelecek küçülür. Kişi bir tür şimdiye hapsolur. Ama paradoks şudur: Nesne alındığında eksik kapanmaz; kısa bir rahatlama gelir ve ardından çoğu kez suçluluk, utanç, boşluk geri döner. Böylece tekrar başlar. Bu tekrar, yalnızca alışkanlık değil; haz (jouissance) döngüsüdür: Hem zevk hem acı taşır. Kişi çoğu zaman “istemiyorum” derken bile yapar; çünkü mesele istekten büyük, arzunun düğümüne yakındır.
Bağımlılık ilerledikçe dil değişir:
“İstiyorum” → “Dayanamıyorum”
“Eğleniyorum” → “Rahatlamak zorundayım”
“Bırakabilirim” → “Onsuz yapamıyorum”
Bu dil değişimi, arzu–talep–istek üçgenindeki gerilimin tek bir noktaya yığılmasıdır. Nesne artık hem istek nesnesi, hem talebin taşıyıcısı, hem de arzunun boşluğunu kapatacak “tek şey” gibi görünür. Tam da bu yüzden bağımlılık “mantıkla ikna” edilemeyebilir. Çünkü mantık isteğe seslenir; bağımlılık ise çoğu zaman talep ve arzu düzeyinden çalışır.
Bağımlılıkla çalışmak, yalnızca davranışı azaltmak değildir (bu elbette kıymetli bir hedef olabilir); aynı zamanda davranışı sürdüren düğümü görünür kılmaktır:
Bu nesne, hangi duygulanımı düzenliyor, bu tekrar, hangi sahneyi yeniden kuruyor, talep kime yöneliyor, nasıl dolaşıyor, arzu nerede kilitleniyor; hangi eksik dayanılmaz oluyor?
Bu sorular, bağımlılığı “ahlaki bir zayıflık” olmaktan çıkarıp, öznenin hikâyesinde bir yere yerleştirir. Ve çoğu zaman asıl dönüşüm burada başlar: Nesne tek açıklama olmaktan çıkınca, kişinin kendisiyle ve ötekilerle kurduğu bağda yeni bir alan açılır.
Bağımlılık, arzu–talep–istek üçgeninde, nesnenin taşıyamayacağı kadar büyük bir yükü taşımaya başladığı yerde büyür. İstek “o şeyi” ister, talep “ötekinden bir şey” ister, arzu ise “adı tam konmayan bir eksik” etrafında döner. Nesne, bu üç hattın kesişiminde kısa süreli bir çözüm gibi görünür; fakat çözüm kalıcılaşmadığında tekrar doğar. Eğer bağımlılık sizin ya da yakınınızın hayatında bir döngü hâline geldiyse, bu döngüyü yalnızca miktar üzerinden değil; hangi noktada başladığı, neyi düzenlediği ve hangi talebi taşıdığı üzerinden ele almak, daha sahici bir çıkış yolunu mümkün kılar.





Yorumlar