top of page
WhatsApp Görsel 2025-11-27 saat 15.00.24_9daaa4f9.jpg

WELCOME

aRju Psikoloji 

WhatsApp Görsel 2025-11-27 saat 15.00.24_e027a332.jpg

Vizyon - Misyon

Vizyon

aRju Psikoloji, birey, aile ve kurum düzeyinde psikolojik iyilik halini, düşünsel derinliği ve etik bilinci bir arada geliştirmeyi hedefler.
Psikanalitik yönelimle birlikte pozitif psikoloji ilkelerini harmanlayarak, hem bireysel hem kurumsal düzeyde iyilik, anlam ve dayanıklılık kültürü inşa ederiz.
Bütünsel bakış açımızla, insanın duygusal, bilişsel, sosyal ve kurumsal alanlarda dengeli bir varoluş sürdürmesini destekleriz.

Misyon

- Bireyler, aileler, kurumlar, devlet daireleri ve sivil toplum kuruluşları için psikolojik danışmanlık, analiz, eğitim ve gelişim programları sunmak. 
- Bireysel analiz ve bireysel danışma süreçlerinde mahremiyeti, güveni ve etik sınırları merkeze almak. 
- Aile danışmanlığı çalışmalarıyla, ilişkilerde karşılıklı anlayış, sevgi ve dayanışmayı güçlendirmek. 
- Pozitif psikoloji ilkeleriyle çalışanların, bireylerin ve ailelerin iyilik halini, dayanıklılığını ve üretkenliğini artırmak. 
- Kurumlarda çözüm odaklı, etik ve insan merkezli yaklaşımlarla iletişim sorunlarını, çatışmaları ve stres unsurlarını ele almak. 
- Bütünsel psikolojik danışmanlık anlayışıyla; bireyin iç dünyasıyla kurumsal yapılar arasındaki köprüyü kurmak. 
- İletişimde yeni modelleme sistemiyle, modern ve daha farklı bir bakış açısıyla geliştirici ve dönüştürücü zeminler yaratmak.

Değerlerimiz

1. Etik ve Mahremiyet – Her çalışmada güven, gizlilik ve insan onuru temel ilkedir. 
2. Bütünsellik – Bireyin, ailenin ve kurumun birbiriyle etkileşim içindeki bütününü gözetiriz. 
3. Derinlik ve Anlam – Sorunların kökenine iner, dönüşümün derin kavrayıştan doğduğuna inanırız. 
4. İyilik ve Dayanıklılık – Psikolojik sağlığı güçlendiren, pozitif değişimi teşvik eden bir yaklaşım benimseriz. 
5. Çözüm Odaklılık – Gerçekçi, uygulanabilir ve kalıcı çözümler üretiriz. 
6. İşbirliği ve Diyalog – Dinlemeyi, anlamayı ve birlikte üretmeyi esas alırız. 
7. Toplumsal Katkı – Bireysel ve kurumsal düzeyde psikolojik farkındalık yaratarak toplumun iyileşmesine katkı sağlarız.

WhatsApp Görsel 2025-11-27 saat 15.00.24_288d2d78.jpg

Team

Uzman Psikolojik Danışman &İletişim  ve Protokol Uzmanı Remiz DEVELİ ,  ayında aRju Psikoloji iş ortaklığına katılmıştır.

Çukurova Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Ana Bilim Dalı’nda tamamlayan Remiz Develi, 2. lisansını Çukurova Üniversitesi, İletişim Fakültesi, İletişim Bilimleri’nde yüksek bir ortalama ve referansla tamamlamıştır.

            Özel sektörde ve M.E.B’e bağlı kurumlarda uzmanlık yapmış, bakanlıklar arası protokollerde (içişleri, sağlık ve adalet bakanlıkları) ve projelerde Uzm. Psikolojik Danışman ünvanıyla, öğretmen ve yönetici eğitimlerinde eğitimci ve danışman olarak bir çok projede formatör olarak görev almıştır.  

Ankara’da bireysel danışmalarına online veya yüzyüze seanslarla devam etmektedir.  Halen öğrenci koçluğu,kariyer koçluğu,YKS/KPSS hazırlıklarında etkili sınav alma becerileri  ve stratejileri,sınav kaygısı süreçlerinde kolaylaştırıcı psikolojik destek çözümleri, meslek ve kariyer yönlendirmelerinde en uygun alanlarda iş alma becerileri eğitimi üzerine, öğrenci ve meslek çalışanı veya mesleki çalışmaya aday olan bireylere kariyer ve yönlendirme desteği sunmaktadır. Bununla birlikte meslektaş dayanışmasına özen göstermekte ve mesleki gelişime açık meslektaş ve lisans öğrencileri için süpervizyon görüşmeleri ve vakâ analizleri, danışma süreçlerinde pratik yaklaşımlarla; iyileştirici pozitif psikoloji yöntemleriyle , süpervizörlük yapmaya devam etmektedir. 

İletişim uzmanı ve mentor olarak  ; yönetim /yönetici iletişimi ve liderliğe hazırlanma süreçlerinin dizayn edilmesi,kurumsal danışmanlık , kurumiçi işleyiş ve verimliliğin arttırılmasında analiz çalışmaları, protokol zincirinin işleyişi , personel eğitimi, etkili iletişim süreçlerinin yönetimi, iletişim becerilerinde etkili beden kullanımı prosesleri,  görgü nezaket kuralları eğitimi,  etkili CV hazırlama teknikleri, iş alma becerileri işin devamlılığı sürecinde etkili personel olma stratejileri gibi konularında destekleyici ve çözüm odaklı   net ve pratik yöntemler aracılığıyla  bireylere ve kurumlara bütünsel bakış açısı ilkesiyle  danışmanlık vermektedir. Kurumsal veya grup eğitimlerinde, motivasyonel konuşmacıdır.

İletişimin incelikleriyle eğlenceli sonuçlar kazandıran “Bi’Takım İletişim Oyunları Atölyesi”’nin de kurucusu ve yürütücüsüdür.

WhatsApp Görsel 2025-11-27 saat 15.00.23_3302403d.jpg

Bağımlılık: Arzu–Talep–İstek Üçgeninde Bir Döngü

  • Yazarın fotoğrafı: Rıza Ünsal
    Rıza Ünsal
  • 6 Oca
  • 4 dakikada okunur

Bağımlılık çoğu zaman “irade sorunu” diye küçültülür ya da “haz peşinde koşmak” diye basitleştirilir. Oysa bağımlılık, özellikle psikanalitik bakışta, yalnızca bir davranış fazlalığı değil; öznenin eksikle (yoklukla) kurduğu ilişki üzerinden okunan bir düzenektir. Bu düzenek, gündelik dilde en iyi üç kelimenin arasındaki gerilimle görünür olur: istek, talep ve arzu. Aynı şeyi söylüyor gibi dursalar da aynı şey değildirler; bağımlılığın bir “döngü” hâline gelmesinde bu ayrımlar belirleyicidir. Bağımlılığı, “ne kadar içti / ne kadar oynadı / ne kadar baktı” gibi miktar üzerinden değil; hangi söz yerinden çıktığında ve hangi boşluk “nesne” ile kapatılmaya çalışıldığında büyüdüğünü anlamak açısından ele almak gerekiyor.

      

İstek genellikle bilinç düzeyinde kurulmuş, hedefi belli bir yönelimdir: “Bir sigara istiyorum”, “Bir el daha oynamak istiyorum”, “Telefonu kontrol etmek istiyorum.” İstek, çoğu zaman nesneye dönüktür ve dili görece basittir. İnsan isteğini gerekçelendirebilir: “Rahatlıyorum”, “Kafam dağılıyor”, “Hak ettim.”

Talep, yalnızca nesne istemek değildir; Öteki’ne yönelen bir çağrıdır. Çocuk için talep, ihtiyaçla başlar (yemek, uyku, yakınlık) ama hızla şuna bağlanır: “Beni gör”, “Beni tut”, “Beni onayla.” Yetişkinlikte talep daha örtükleşir; bazen “mesaj at”, “ilgilen”, “anla”, “bırakma” gibi biçimler alır. Talep, nesneden fazla şunu taşır: sevgi talebi ve tanınma talebi.

Arzu ise istek gibi belirgin değildir; talep gibi doğrudan da değildir. Arzu, Lacan’da, talebin içinden sızan ama talep tarafından tüketilemeyen bir fazlalıktır. Arzu nesnesi tam olarak “o şey” değildir; daha çok “o şeyin temsil ettiği yer”dir. Bu yüzden arzu doyurulamaz; doyduğu anda başka bir biçime bürünür. Arzu, eksikle çalışır. İnsanı canlı tutan, ileri taşıyan da budur; ancak aynı zamanda kişiyi tekrar tekrar aynı sahneye çağırabilir. Bağımlılık tam bu üçgenin geriliminde büyür: istek bir nesneye yapışır, talep Öteki’nde karşılık arar, arzu ise temsil edilemeyen bir boşluğu “kısa yoldan” kapatmaya çalışır.

      

Bağımlılıkta nesne (madde, kumar, ekran, pornografi, alışveriş, çalışma, ilişki) bir noktadan sonra şu işlevi görür: Duygulanımı düzenlemek. Yani sadece keyif almak değil; kaygıyı susturmak, boşluğu örtmek, öfkeyi bastırmak, utancı uyuşturmak, yalnızlığı kesmek… Burada kritik bir kayma olur: Nesne artık “zevk aldığım bir şey” olmaktan çıkar, beni ayakta tutan bir dayanak gibi görünmeye başlar. Bu kayma gerçekleştiğinde istek güçlenir, çünkü nesneye yüklenen anlam artar. Kişi şunu demeye başlar (bazen sözle, bazen bedeniyle): “Onsuz yapamam.”

Bu cümle yalnızca bağımlılığın şiddetini anlatmaz; aynı zamanda arzu–talep–istek üçgenindeki düğümü de işaret eder: Nesneye yapışan istek, aslında Öteki’ne yönelen bir talebin ve daha derindeki arzunun yükünü taşımaya başlamıştır.

      

Bağımlılıkta talep çoğu zaman doğrudan söylenmez. İnsan “yardım et” demek yerine içer, oynar, kaybolur, gizler, geri gelir, söz verir, tekrar eder. Bu tekrarın içinde çoğu kez bir talep dolaşır: “Beni fark et”, “Beni bırakma”, “Beni taşı”, “Beni yargılama”, “Beni kontrol et.” (Evet; bazen kontrol edilmek de bir talep biçimidir). Özellikle ilişkisel bağlamda bağımlılık, bir tür “dolaylı konuşma” gibi çalışabilir: Kişi sözle kuramadığı talebi, davranışla sahneye koyar. Nesne burada yalnızca haz aracı değil; ilişkiyi düzenleyen bir mesaj hâline gelir. Bu yüzden “bırak” buyruğu çoğu zaman yetersiz kalır. Çünkü nesne yalnızca alınan bir şey değil, talebin taşıyıcısıdır. Nesneyi çekip aldığınızda talep ortada kalır: çıplak, ham ve bazen dayanılmaz.

      

Arzu düzeyinde bağımlılık, “eksik” ile ilişki kurmanın kısa devresidir. Lacan’ın meşhur “objet a” (arzu nesnesi) fikri burada önem kazanır: Arzu nesnesi tam olarak sahip olunacak bir şey değildir; daha çok özneyi hareket ettiren, yaklaştıkça yer değiştiren bir odaktır. Bağımlılık nesnesi ise bu hareketi dondurmaya çalışır: “Aramak” yerine “almak”; “soru” yerine “çözüm”; “beklemek” yerine “hemen.” Bu yüzden bağımlılıkta zaman daralır. Gelecek küçülür. Kişi bir tür şimdiye hapsolur. Ama paradoks şudur: Nesne alındığında eksik kapanmaz; kısa bir rahatlama gelir ve ardından çoğu kez suçluluk, utanç, boşluk geri döner. Böylece tekrar başlar. Bu tekrar, yalnızca alışkanlık değil; haz (jouissance) döngüsüdür: Hem zevk hem acı taşır. Kişi çoğu zaman “istemiyorum” derken bile yapar; çünkü mesele istekten büyük, arzunun düğümüne yakındır.


Bağımlılık ilerledikçe dil değişir:

“İstiyorum” → “Dayanamıyorum”

“Eğleniyorum” → “Rahatlamak zorundayım”

“Bırakabilirim” → “Onsuz yapamıyorum”

Bu dil değişimi, arzu–talep–istek üçgenindeki gerilimin tek bir noktaya yığılmasıdır. Nesne artık hem istek nesnesi, hem talebin taşıyıcısı, hem de arzunun boşluğunu kapatacak “tek şey” gibi görünür. Tam da bu yüzden bağımlılık “mantıkla ikna” edilemeyebilir. Çünkü mantık isteğe seslenir; bağımlılık ise çoğu zaman talep ve arzu düzeyinden çalışır.

       Bağımlılıkla çalışmak, yalnızca davranışı azaltmak değildir (bu elbette kıymetli bir hedef olabilir); aynı zamanda davranışı sürdüren düğümü görünür kılmaktır:

Bu nesne, hangi duygulanımı düzenliyor, bu tekrar, hangi sahneyi yeniden kuruyor, talep kime yöneliyor, nasıl dolaşıyor, arzu nerede kilitleniyor; hangi eksik dayanılmaz oluyor?

Bu sorular, bağımlılığı “ahlaki bir zayıflık” olmaktan çıkarıp, öznenin hikâyesinde bir yere yerleştirir. Ve çoğu zaman asıl dönüşüm burada başlar: Nesne tek açıklama olmaktan çıkınca, kişinin kendisiyle ve ötekilerle kurduğu bağda yeni bir alan açılır.

       Bağımlılık, arzu–talep–istek üçgeninde, nesnenin taşıyamayacağı kadar büyük bir yükü taşımaya başladığı yerde büyür. İstek “o şeyi” ister, talep “ötekinden bir şey” ister, arzu ise “adı tam konmayan bir eksik” etrafında döner. Nesne, bu üç hattın kesişiminde kısa süreli bir çözüm gibi görünür; fakat çözüm kalıcılaşmadığında tekrar doğar. Eğer bağımlılık sizin ya da yakınınızın hayatında bir döngü hâline geldiyse, bu döngüyü yalnızca miktar üzerinden değil; hangi noktada başladığı, neyi düzenlediği ve hangi talebi taşıdığı üzerinden ele almak, daha sahici bir çıkış yolunu mümkün kılar.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page