Psikolojik Güvenlik: Ekip Neden Susar, Neden Konuşamaz?
- Rıza Ünsal
- 15 Ara 2025
- 4 dakikada okunur
Bir ekipte “sorun yok” denirken üretkenlik düşüyorsa, toplantılar uzayıp karar çıkmıyorsa, kimse riskli konuları açmıyorsa ve herkes birbirinin ne düşündüğünü tahmin ederek yaşıyorsa, çoğu zaman mesele teknik değildir. Mesele konuşma zemininin çökmesidir. Kurumlar bunu bazen “motivasyon eksikliği” diye adlandırır; bazen “iletişim problemi” der geçer. Oysa temel belirti şudur: İnsanlar aynı odada olsa bile, sözün dolaşımı kesilmiştir.
Psikolojik güvenlik, bir ekipte insanların hata yapma, soru sorma, itiraz etme, geribildirim verme ve “bilmiyorum” diyebilme hakkını pratikte yaşayabilmesidir. Bu yalnızca “nazik iletişim” meselesi değildir. Kültür, güç ilişkisi, liderlik dili ve cezalandırma/ödüllendirme mekanizması ile doğrudan bağlantılıdır. Bu yazıda, ekiplerin neden sustuğunu, suskunluğun kurumda ne ürettiğini ve psikolojik güvenliği nasıl inşa edebileceğinizi ele alıyorum.
Suskunluğun anatomisi: Ekip neden susar?
Ekiplerin susması genellikle “umursamazlık”tan değil, risk hesabından doğar. İnsanlar şunu ölçer: “Konuşursam başıma ne gelir?” Bu sorunun cevabı açık değilse, zihin güvenli olanı seçer: susmayı.
En sık görülen suskunluk nedenleri:
1) Cezalandırma belirsizliği
Aynı davranış bir gün “açık iletişim” diye övülür, ertesi gün “saygısızlık” diye etiketlenir. Kural belirsizse çalışan şu sonuca varır: En güvenli seçenek görünmemek.
2) Hata kültürünün “sıfır tolerans” olması
Hata yapanın yüzüne vurulan, küçük yanlışların bile kişilikle ilişkilendirildiği ortamlarda insanlar öğrenmeyi bırakır; hata saklamayı öğrenir. Bu, kurumsal riskin en tehlikeli biçimidir: Sorunlar ortadan kalkmaz, görünmez olur.
3) Güç hiyerarşisinin “tek ses” üretmesi
Lider konuştuğunda ortam kapanıyorsa, fikirler liderin fikrine göre hizalanıyorsa, itiraz eden “problem çıkaran” olarak işaretleniyorsa ekip, zamanla liderin zihnini okumaya çalışır. Böyle bir ekip “uyumlu” görünür ama içten içe pasifleşir.
4) İlişki maliyeti yüksek olduğunda
Bazı ekiplerde çatışma kişisel algılanır: “Sen bunu söylüyorsan beni sevmiyorsun.” Bu durumda teknik meseleler bile duygusal bir savaşa dönüşür. İnsanlar ilişkiyi korumak için sessiz kalır; fakat sessizlik, ilişkileri daha çok bozar.
5) “Bilmiyorum” deme hakkının olmaması
Kurumlarda bilgi eksikliği çoğu zaman zayıflık sayılır. Oysa gerçekçi yönetim, “bilmiyorum”u bir veri olarak kabul eder. “Bilmiyorum” diyemeyen ekip, uydurmaya başlar; karar kalitesi düşer.
Psikolojik güvenliğin olmadığı yerde ne olur?
Suskunluk kısa vadede düzen sağlar gibi görünür. Uzun vadede ise şu maliyetleri üretir:
Yenilikçilik düşer: Kimse riskli fikir söylemez.
Hata büyür: Küçük sorunlar erken bildirilmediği için büyük krize dönüşür.
Toplantılar uzar: Herkes “dolaylı” konuşur, netlik kaybolur.
Yetkin çalışan kaybı artar: İyi insanlar konuşamadığı yerde kalmak istemez.
Görünmez çatışmalar çoğalır: Dedikodu ve pasif agresif dil artar.
Performans “görünürlük” üzerinden ölçülür: İş değil, imaj yönetimi öne geçer.
Kurumların kritik farkı şudur: Psikolojik güvenlik, “iyi hissettirmek” için değil, işin kalitesi için gereklidir.
Lacancı bir not: Sözün dolaşımı kesilince kurum “semptom” üretir
Lacancı bakışta bir kurumun dili, sadece iletişim aracı değildir; aynı zamanda özneyi konumlandıran bir yapıdır. İnsan, kurum içinde “ne olduğuna” (rol, değer, yer) dair cevabı dil üzerinden alır. Dil tek yönlü olduğunda, yani yalnızca talep ve kontrol dili hâkim olduğunda, çalışan “özne” olarak küçülür; daha çok “nesne” gibi hisseder: performans nesnesi, hedef nesnesi, rapor nesnesi.
Bu noktada kurum semptom üretmeye başlar: tükenmişlik, pasif direnç, yüksek devir, gizli çatışma, “hata saklama”, aşırı kontrol, işten kopma… Bunların her biri, aslında dolaşımı kesilmiş bir sözün yerini alan ikame davranışlardır. Yani psikolojik güvenlik yalnızca “etik bir ideal” değil; kurumun yapısal sağlığıyla ilgilidir.
Erken işaretler: Psikolojik güvenlik düşüyorsa neleri görürsünüz?
Aşağıdaki göstergeler, güvenliğin zayıfladığını işaret eder:
Toplantılarda soru azalır, herkes “anlaşıldı” der.
Sorunlar yukarı “geç” çıkar; sahada konuşulur, yönetimde görünmez olur.
İnsanlar yazılı iletişime kaçar (mail/mesaj), yüz yüze konuşma azalır.
Hatalar kişiselleştirilir (“sen böylesin”), süreç konuşulmaz.
Yeni gelenler hızla susar; “burada böyle” cümlesi artar.
“Güzel iş” geri bildirimi var ama yapıcı geri bildirim yoktur.
İtiraz edenler etiketlenir: zor, negatif, uyumsuz…
Bu tablo varsa, kurum genellikle “iletişim eğitimi” arar. Eğitim değerli olabilir; ancak tek başına yeterli olmaz. Çünkü psikolojik güvenlik, beceriden önce sistem meselesidir.
Ne işe yarar? Psikolojik güvenliği inşa etmek için 7 somut adım
Aşağıdaki adımlar, kurumsal ölçekte uygulanabilir ve etkisi hızlı gözlemlenebilir:
1) Kuralları görünür kılın: “Konuşmanın bedeli”ni sıfırlayın
Ekipte şu ilke açık olmalı: “Sorun söylemek sorun çıkarmak değildir.” Bu ilke sözle değil, pratikle kanıtlanır. Bir itiraz geldiğinde ilk refleks savunma değil, merak olmalı.
2) Liderlik dilini yeniden kurun: Merak, netlik, sınır
Liderin üç cümlesi kültürü değiştirir:
“Bunu nasıl görüyorsun?”
“Bunda risk nerede?”
“Katılmıyorsan söyle; ben duymak istiyorum.”
3) Hata protokolü oluşturun: Kişi değil süreç konuşulsun
Hata olduğunda şu sıra izlenir:
Olay ne?
Süreçte hangi nokta kırıldı?
Hangi bariyer eksik?
Tekrarlamaması için ne değişecek?
4) Toplantı tasarımını değiştirin: Söz hakkı eşitlenmeden güven oluşmaz
Toplantılar “en yüksek sesin” değil, “en kritik bilginin” konuştuğu alanlar olmalı. Kısa tur (herkes 1 dakika), anonim risk listesi, karar netleştirme (kim, ne zaman, hangi kaynakla) gibi yöntemler uygulanabilir.
5) Geri bildirim dilini yapılandırın
Geri bildirim “kişilik” değil “davranış” üzerinden verilir:
“Şu durumda şu oldu; etkisi bu oldu; alternatif olarak şunu öneriyorum.”
6) Psikolojik güvenliği ölçün: Tahmin etmeyin, veri toplayın
Kısa periyotlu mini anketler, odak grup görüşmeleri ve departman bazlı risk haritası, “her şey yolunda” illüzyonunu kırar.
7) İK süreçlerini hizalayın: Performans ve terfi sistemi güveni ya kurar ya yıkar
Eğer performans yalnızca görünürlük, uyum ve “sorun çıkarmamak” üzerinden ödüllendiriliyorsa; ekip susmayı seçer. Eğer gelişim, sorumluluk alma ve problem bildirme ödüllendiriliyorsa; ekip konuşmaya başlar.
aRju Psikoloji kurumlara ne sağlar?
aRju Psikoloji olarak psikolojik güvenliği “tek seferlik eğitim” olarak değil; kültür ve süreç müdahalesi olarak ele alırız. Çalışma modeli kurumun ihtiyacına göre modüler ilerler:
Kurumsal ihtiyaç analizi ve güvenlik risk haritası
Liderlerle birebir görüşmeler ve liderlik dili çalışması
Ekip atölyeleri (zor konuşmalar, çatışma, geri bildirim)
Toplantı/iletişim protokollerinin tasarımı
İzleme ve ölçüm (3–6 aylık periyotlarla)
Hedef, ekiplerin “daha nazik” olması değil; daha net, daha güvenli ve daha üretken olmasıdır.
Sonuç: Konuşabilen ekip, sürdürülebilir ekip demektir
Bir kurumun en kritik kaynağı, yalnızca bilgi değil; o bilginin dolaşımıdır. İnsanlar konuşamadığında, kurum gerçekliği kaybeder. Gerçeklik kaybı ise her zaman maliyet üretir: zaman, para, itibar ve insan kaynağı kaybı.
Kurumunuzda ekiplerin suskunlaştığını, sorunların geç geldiğini veya “her şey yolunda” cümlesinin fazla duyulduğunu hissediyorsanız; kısa bir ihtiyaç analiziyle başlayıp, size uygun bir psikolojik güvenlik planı kurabiliriz. aRju Psikoloji üzerinden iletişime geçerek ön görüşme talep edebilirsiniz.





Yorumlar